30 Eylül 2013 Pazartesi

KÜÇÜK ARI

PUAN: 8/10

KİTABIN KONUSU
  Kitap, Nijeryalı Küçük Arı ile İngiltereli O'Rourke ailesinin yaşadıklarını ve kesişen hayatlarını anlatıyor.

NEREDEN ESTİ?
  Kütüphanede sürekli gözüme takılan bir kitaptı. Bestseller fobim yüzünden hep uzak duruyordum bu kitaptan da. Yine kütüphanede kitap bulamadığım bir gün "Bari bunu alayım," deyip, kitabı okumaya karar verdim.

5 YORUM
1-Kitabın en sevdiğim yanından başlayayım öncelikle: Yazar kelimeleri çok iyi kullanıp, öyle güzel tespitlerde ve teşbihlerde bulunmuş ki... Okurken sizi hiç zorlamayan derin bir anlatımın içinde buluyorsunuz kendinizi.

2-Kitabımız bölümlerden oluşuyor ve sırayla, Nijeryalı göçmen Küçük Arı ve İngiltereli Sarah'nın gözünden takip ediyoruz olayları. Aslında iyi bir düşünce... Ama Küçük Arı'nın anlatımındaki özgünlük ve kaliteyi Sarah'nın gözünden anlatımın olduğu bölümlerde bulamamak biraz kötü oldu benim için. Sarahlı bölümleri hemen geçmek istedim bu yüzden.

3-Çok önemli değil gerçi ama bazı tespitlerin, hatta bazı cümlelerin birden fazla tekrarlanması biraz rahatsız edici ve sıkıcı olmuş. Çok fazla değil ama yine de...

4-Yazarın kitap sonunda, kitapla ilgili  yaptığı araştırmaları ve kaynaklarını açıklaması etkileyici bir unsur olmuş. Dan Brown da kitaplarında bu şekilde kaynak gösterip, kitaptaki kurum ve kuruluşların vs gerçekliğini gözler önüne seriyordu. Bu yüzden hemen Dan Brown kitapları geldi aklıma nedense. Tabii bu şekilde başka yazarlar da vardır; aklıma şu an gelmiyor. Sonuç itibariyle benim hoşuma giden bir unsur oldu.

5-Yazarın harika tespitleri olduğundan bahsetmiştim. Onlardan 2'sini yazmak istedim. İlki İngiltereli Sarah'nın, 2.si ise Nijeryalı göçmen Küçük Arı'nın gözünden anlatılan bölümlerden alıntıdır:

  "Koridorun bizim tarafındaki düz ekran televizyonda BBC Haber 24 vardı, sesi kısıktı. Bir savaştan görüntüler vardı. Savaşa karışan ülkelerden birinden dumanlar yükseliyordu. Hangisi olduğunu sormayın bana; orasını kaçırdım. Savaş dört yıldır sürüyordu. Oğlumun doğduğu ay başlamıştı, birlikte büyüdüler. İlk başta ikisi de büyük bir şok olmuştu ve sürekli ilgi istiyorlardı; ama yıllar geçtikçe daha bağımsız oldular ve insan daha uzun süreler için gözünü üzerlerinden ayırabilir oldu. Bazen onlara bir an için bütün dikkatimle bakmamı gerektirecek bir olay olur -oğluma ya da savaşa- ve bu zamanlarda hep, "Vay canına, sen büyümemiş miydin," diye düşünürüm."


  "Macera nedir? Bu, maceraya nerede başladığınıza bağlıdır. Sizin ülkenizdeki küçük kızlar, çamaşır makinesi ile buzdolabının arasındaki boşluğa gizlenip, etraflarının yeşil yılanlar ve maymunlarla sarılı olduğu bir ormanda olduklarını hayal ederler. Ben ve ablam, yeşil yılanlar ve maymunlarla dolu ormanda bir boşluğa gizlenip, çamaşır makinemiz ve buzdolabımız olduğunu hayal ederdik. Siz makineler dünyasında yaşıyorsunuz ve kalbi çarpan şeylerin düşünü kuruyorsunuz. Biz makineleri düşlüyoruz çünkü çarpan kalplerin bizi terk ettiğini gördük."

27 Eylül 2013 Cuma

Percy Jackson Şaheserleri


  Percy Jackson ve Olimposlular serisine başlamadan önce deviantart isimli siteye kayıtlıydım. Bu site, herkesin görsel eserlerini(resim, photoshop, fotoğraf...) paylaştığı bir site.
 
  Bu sitede beğendiğim pek çok sanatçı vardı. Ama "burdge-bug" isimli üyenin tarzına ve çalışmalarına ayrı bir bayılıyordum. Eğer merak ediyorsanız, bu da burdge-bug'ın kendisi oluyor:

  
  burdge-bug, bir ara sürekli Percy Jackson serisinden karakterler çizmeye başlamıştı ve çizimleri çok beğenmeme rağmen, kitapları okumadığım için bu karakterleri tanımıyordum. İşte o an Percy Jackson serisini okumamış olmam içime dert oldu.

  Ama geçen gün, seriyi bitirip resimlere baktım ve şaka maka içimde bir rahatlama oldu.

  Tabii sonra fark ettim ki burdge-bug, Olimpos Kahramanları serisinden karakterler de çizmeye başlamış. Yine olaya Fransız kaldım anlayacağınız :)

  Tüm seriyi okuduysanız ya da benim kadar vesveseli değilseniz, buyrun size çok yetenekli burdgebug'ın birkaç Percy Jackson çalışması ve tüm çalışmalarını bulabileceğiniz deviantart sayfasının linki:
 

               http://burdge-bug.deviantart.com/gallery/





  NOT: Ayrıca burdge-bug'un Harry Potter ve Açlık Oyunları çizimlerine de bir bakın derim. Pişman olmazsınız...


  Eğer merak ediyorsanız, bu da benim deviantart sayfam:
                 http://vanesrak.deviantart.com/gallery/
 

21 Eylül 2013 Cumartesi

SON OLİMPOSLU

PUAN: 7.5/10 
(Aslında 8 puan vermeyi düşünüyordum ama Fahrenheit 451 gibi kitaplarla aynı puanı verirsem o kitaplara haksızlık olur diye düşündüm. Serinin çoğu kitabı gibi 7 puan vermek de istemedim ve sonunda 7.5'da karar kıldım)

KİTABIN KONUSU
Kronos savaş için tüm hazırlıklarını yapmıştır artık. Tanrıların Tayfun'la baş etmek zorunda kalması nedeniyle Olimpos'un kurtuluşu artık Melezlerin elindedir. Percy bir yandan Olimpos için savaşırken, bir yandan da büyük kehanetle baş etmeye çalışacak ve çok zorlu sınavlardan geçecektir.

NEREDEN ESTİ?

  Lisedeyken yurttan oda arkadaşım "Şimşek Hırsızı" isminde bir filme gittiğini ve çok eğlendiğini söyledi; karakterlerin konuşmaları falan çok eğlenceliymiş. Ben de o aralar sinemaya gidemeyeceğim için biraz kıskandım. Ama sonra "Şimşek Hırsızı" gibi orijinal bir fikrin sinema sektöründen çıkması ihtimalinin düşük olduğunu düşünüp google'a girdim. Düşündüğümde haklı çıkmıştım; Şimşek Hırsızı Rick Riordan isimli yazarın 5 kitaplık Percy Jackson ve Olimposlular serisinin ilk kitabıymış. Hemen gidip arkadaşıma gösterdim tabii. Uyarlama filmlerin kitapla aynı kaliteyi yakalama ihtimalinin 1000'de bir ihtimal olduğunu o da bildiğinden hemen "Keşke önce kitabını okusaydım!" diyerekten sızlanmaya başladı. Tabi benim kıskançlığımın yerini bir rahatlama, üstünlük duygusu aldı. Çünkü ben filmin getirdiği herhangi bir eksi ve spoiler olmadan, güzel bir seri olduğundan emin olarak tüm seriyi alıp okuyacaktım. Ama gelgelelim elde fazla para olmayınca tüm seriyi ancak 3 yıl sonra kitap fuarındaki adamlara zorla indirim yaptırarak alabildim. Seriyi tamamlamak geç ve güç olsa da kitaplıkta seriyi her gördüğümde bu anım aklıma gelir ve gereksiz bir kibir kaplar içimi. Bu arada seri hala devam ediyor. Diğer kitaplar da bir 3 sene sonraya elime geçer artık :)

5 YORUM
1-Öncelikle, yazarın konuyu uzatmayıp direk olarak Percy'nin 16. yaş gününün 10 gün öncesinden kitaba giriş yapması çok hoşuma gitti. Kamp günlerini ve savaş planlarını uzun uzun okumaktansa böyle hızlı bir giriş daha iyi geldi bana. (Şimdi araştırıp öğrendim ki kamp günleri, savaş hazırlıkları Melez Dosyaları isimli ayrı bir kitap içinde toplanmış
)


2-Serinin başından beri okuyucuyu merakta bırakan o kadar soru vardı ki... Serinin bu son kitabıyla tüm sorulara cevap verilmiş. Benim gibi, çok uçuk şeyler bekleyen tiplerdenseniz, biraz hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz tabii. Çünkü, nedense bana çok enteresan gelmedi çoğu cevap. Halbuki kitabın ortalarına doğru öyle yerler oldu ki, Percy ve Luke arasında doğaüstü bir bağ bile olabileceğine dair tahminler yürütmeye başladım. Ama kitap, en başta tahmin ettiğim sonla bitti. Tamam, iyi bir sondu ama harika bir son da değildi.(Biz kiii Harry Potter serisinin inanılmaz finalini okumuş bir nesiliz!!! sonuçta)

3-Birkaç yerdeki önemli mantık hataları gerçekten kafamın karışmasına sebep oldu. Onları uzun uzun spoiler başlığı altında yazmam gerekeceği için yazmasam daha iyi olur diye düşündüm.(Okurken siz de ne dediğimi anlayacaksınız nasılsa)

4-Serinin önceki kitaplarıyla ufak ufak bağlantılar kurup bir bütünlük sağlanmış. Bu da bir kitap serisi için en büyük artılardan biri bence.

5-Serinin son kitabı olarak beni çoğunlukla tatmin etti açıkçası. Luke karakterinin oldukça sığ anlatıldığı 4 kitaptan sonra bu kitap hızır gibi yetişti bence.(Team LUKE!!! :) Mantık hatalarını saymazsak, savaş bölümleri de tatmin edici sayılırdı bence. Tüm seri mitoloji ansiklopedisinden olayları kopyala-yapıştır üslubuyla yazılıp; karakter analizleri, psikolojik tahliller vs oldukça arka plana atılmıştı. Ama bu kitapta buna daha az rastlıyoruz. Kamptaki diğer Melezlerin de yaşamlarına, duygularına ve düşüncelerine tanık oluyoruz ve öldüklerinde tek bildiğimiz isimleri ve birkaç yüzeysel özellikleri olmuyor. Sonuçta; final olarak iyi bir kitaptı diyebiliriz ama yazarın serinin diğer kitaplarında aynı derinliği yakalayamaması serinin zayıf kalmasına neden olmuş maalesef :(
  Bir seriyi daha bitirmenin keyfiyle herkese selamlar eder; büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden  öperim :) Esen kalın...

17 Eylül 2013 Salı

Eski "Çocuk" Kitapları

  Şu sıralar sırf maddi kazanca yönelik, klişelerden oluşmuş, yapmacık çocuk kitaplarıyla bu piyasanın kirletildiği kanaatindeyim. Bu durum da, ister istemez eski çocuk kitaplarını aratıyor insanlara.

  Peki, eski çocuk kitaplarında, şimdikinden farklı olarak ne vardı?

  Çoğu için bu sorunun cevabı farklı olacaktır. Ama benim için cevap şu: Eski kitaplarda, çocuklar için pembe bir dünya çizilmek yerine, alttan alttan gerçek dünyanın acımasızlığı gözler önüne seriliyor. Uzun uzun açıklamak yerine, birkaç örnek vereyim:








  Tom Sawyer'da; çocuklar çok kötü bir cinayete şahit oluyorlar ve daha sonra peşlerine düşen bu katillerle uğraşmak zorunda kalıyorlar.












Hansel ve Gretel'de; çocuklar, çocuk katili şeker cadısından kurtulmak için onu fırına atıp, yakmak zorunda kalıyorlar.

















  Kırmızı Başlıklı Kız'da; oduncu, kurdun karnını deşip içinden kırmızı başlıklı kız ve büyükannesini kurtarır, sonra da kurtun karnını taşla doldurup nehre atar.









  Tüm bunların orjinal hikayelerin yumuşatılmış halleri olduğunu söyleyen de var. Aşağıda vereceğim sayfaya bakarsanız ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.(Tabi o kadar abartılı olmasına ben de karşıyım, yazıyı okumadan söyleyeyim)

http://korkusitesi.com/korkusinema/10-masaldaki-korkunc-detaylar

13 Eylül 2013 Cuma

BABİL'DE ÖLÜM İSTANBUL'DA AŞK

PUAN: 9/10

KİTABIN KONUSU
Tamam, kitabın konusunu yazıyorum ama bazı yerleri benim de tam olarak anladığım söylenemez. O yüzden, anladığım kadarıyla özetleyeyim: Kağıt yapımında kullanılan bir "çilek"imiz var. Ve bu çileğin yapıldığı kağıt, üzerine yazılanlar ile büyük bir aşka aracılık yapıyor. Fakat daha sonra bu kağıt, üzerine büyük aşkını işleyen Leyla'sından ayrı düşüyor ve macera bundan sonra başlıyor. Çilek arkadaşımız, kendini Mecnun görüp, Leyla'sını aramaya koyuluyor. Fakat insanların onun yerini değiştirip başka yerlere taşıması, bu işi oldukça zorlu kılıyor. Çileğin, parçası olduğu kitap büyük bir sırrı da barındırınca işler iyice zorlaşıyor. Böylece, çilek için, elden ele dolaşmasıyla birlikte asırlara yayılan bir "aşk" arayışı da başlamış oluyor.(Evet, en azından benim kitaptan anladığım buydu, hatam varsa affola :))

NEREDEN ESTİ?
Kitap fuarı başlamıştı ve üst kattaki komşumuzun kızı Yasemin Abla ile bu fuar hakkında konuşuyorduk. O da bana bu kitabı mutlaka almamı söyledi. E, bende aldım.

5 YORUM
1-Kitabın, asırlara yayılan bir öyküsü var ve bu öykü bence çok harika bir şekilde kurgulanmış. Kitap yarı tarihsel bir kurguya sahip gerçi. Anlatılan olayların çoğu, tarihte yaşanmış olaylar. Ama yazar bu olayları kendi kurgusuna öyle bir dahil etmiş ki, ortaya harika bir kitap çıkmış.

2-Tüm hikayenin,bir aşka tanıklık etmiş küçük bir kağıdın parçası olan bir çilek tarafından anlatılması oldukça orijinal bir fikir gibi geldi bana. Gerçi, aynı kağıdın yapımında hurma falan da kullanılmıştı ama... Belki bir sonraki kitapta da olaylar hurmanın bakış açısıyla anlatılır, ne dersiniz? :)

3-Kitapta o kadar çok olay yoğun ve akıcı şekilde yazılmış ki, her bölümden ayrı bir kitap çıkarılabilir, o derece yani. Bu sayede sıkılma ihtimali neredeyse sıfıra indirilmiş. Tabii kitabı okumada zorluk çekmezseniz.(O konuyu da birazdan okursunuz)

4-Kitap, diğer kitaplar gibi bölümlerden oluşuyor. Ve neredeyse her bölümün başında, o bölümün sonunda gerçekleşen olay önce anlatılıp, sonra olay başından itibaren anlatılmaya başlıyor. Başlarda güzel bir teknik diye düşündüm. Ama okuması zor bir kitap olduğundan ve üstüne bir de olayları sondan başlayarak anlatmanın insanın kafasını biraz karıştırmasından ötürü, kitabın sonlarına doğru, bu teknik biraz canımı sıkmaya başladı. Tabii herkes için aynı durum söz konusu olacak değil.

5-Kitabı okumak biraz zor demiştim. Eski dildeki isimlerin okunmasındaki zorluk ve metrekareye düşen kelimenin oldukça fazla olması da bu durumu daha beter hale getiriyor bazen. İşte böyle anlarda, kitaptaki "olağanüstü" illüstrasyonlar beni çocuk gibi sevindirip, az da olsa rahatlatmıştı. Ayrıca, bu illüstrasyonlar kitaba otantik bir hava da katmış. Birkaç örneğini paylaşınca daha iyi anlayacaksınız beni. Buyrun, onlardan bazıları:

11 Eylül 2013 Çarşamba

LABİRENT SAVAŞI

PUAN: 7/10

KİTABIN KONUSU
Luke, canavar ordusuyla Melez Kampına saldırı hazırlığındadır. Bu saldırı planını keşfeden kahramanlar içinse tek seçenek vardır: Saldırıdan önce Luke ve canavar ordusunu engellemek. Artık, yeraltında uzanan Labirent'te ölümüne bir arayış başlar. Ancak Labirent'in canlı olup yer değiştirmesi ve içinde barındırdığı ölümcül yaratıklar işleri daha da zorlaştıracaktır.

NEREDEN ESTİ?

  Lisedeyken yurttan oda arkadaşım "Şimşek Hırsızı" isminde bir filme gittiğini ve çok eğlendiğini söyledi; karakterlerin konuşmaları falan çok eğlenceliymiş. Ben de o aralar sinemaya gidemeyeceğim için biraz kıskandım. Ama sonra "Şimşek Hırsızı" gibi orijinal bir fikrin sinema sektöründen çıkması ihtimalinin düşük olduğunu düşünüp google'a girdim. Düşündüğümde haklı çıkmıştım; Şimşek Hırsızı Rick Riordan isimli yazarın 5 kitaplık Percy Jackson ve Olimposlular serisinin ilk kitabıymış. Hemen gidip arkadaşıma gösterdim tabii. Uyarlama filmlerin kitapla aynı kaliteyi yakalama ihtimalinin 1000'de bir ihtimal olduğunu o da bildiğinden hemen "Keşke önce kitabını okusaydım!" diyerekten sızlanmaya başladı. Tabi benim kıskançlığımın yerini bir rahatlama, üstünlük duygusu aldı. Çünkü ben filmin getirdiği herhangi bir eksi ve spoiler olmadan, güzel bir seri olduğundan emin olarak tüm seriyi alıp okuyacaktım. Ama gelgelelim elde fazla para olmayınca tüm seriyi ancak 3 yıl sonra kitap fuarındaki adamlara zorla indirim yaptırarak alabildim. Seriyi tamamlamak geç ve güç olsa da kitaplıkta seriyi her gördüğümde bu anım aklıma gelir ve gereksiz bir kibir kaplar içimi. Bu arada seri hala devam ediyor. Diğer kitaplar da bir 3 sene sonraya elime geçer artık :)
 
5 YORUM
1-Öncelikle, bu kitabın benim için çok ayrı bir yeri var. "Nereden esti?" bölümünde bu seriyi nasıl keşfettiğimi yazmıştım. Bu seriyi keşfettikten bir süre sonra bir sahafta bu kitabın çok kaliteli bir 2. eline rastladım ve 7 TL'ye aldım. (Tabii seriyi tamamlamam 3 yılımı aldı, o ayrı mesele) Şu sıralar 100'ü aşkın kitabımın olduğu kitaplığımda o zamanlar 10 tane kitabım bile yoktu. Uzun süre kitap alamamıştım ve sürekli elimdeki kitaplara bakıyordum. O zamanlar Harry Potter dışında en değerli kitabımdı bu kitap. Ve arada sayfalarını karıştırıp, tüm seriyi alacağım günü hayal ediyordum.(Emrah filmlerinin senaryosuna bağlıyorum iyice, o yüzden konuyu kapatıyorum yavaşça) Sonunda seriyi okumaya başladım ve şimdi bu kitaptaydım. Ne kadar bazı yönlerini eleştirsem de, bir kitabın-serinin- böyle bir anısı olunca insan kolay kolay etkisini yok sayamıyor.

2-Kitaba gelirsek... Kitaptaki "labirent" temasını çok beğendim. Labirentte en umulmadık ve ilginç yerlere çıkıyorlar sürekli ve bir sonraki durağı, karşılaşacakları "şey"leri merak etmeden duramıyorsunuz. Bu da heyecanınızı sürekli zirvede tutuyor.

3-Kitabın başı ve ortası arasında bir ara o kadar çok insan ve mitolojik canavar ismi geçmeye başladı ki kafam allak bullak oldu. Olaylardan tamamen kopuyordum neredeyse. Neyse ki sonradan, daha az isim geçmeye ve olaylar aydınlanmaya başladı. (Önceki kitapları okuyalı çok olmadı ama eski karakterlerin, canavarların ismi geçtiğinde hatırlamakta çok zorlanıyorum, hatta bazen hiç hatırlayamıyorum)

4-Kitabın sonu çok zirvede bitmemiş aslında, normal bir sondu. Finalden önceki kitap olduğu için böyle bir yol seçilmiş olunabilir tabii. Final için birçok sorunun cevabının açıklanacağının ipucu veriliyor aslında bu kitapta. Geriye bir tek son kitabı okuyup seriyi tamamlamak kalıyor.

5-Son olarak, kitapla biraz alakalı bir filmden bahsetmek istiyorum: Pan'ın Labirenti...




  Filmin afişini verdim sadece, biraz araştırınca daha iyi bilgi edinebilirsiniz. Bu kitapta da sürekli Pan ve labirent konuları geçtiği için bu film de ilginizi çekebilir. Ya da çekmez :) (Ama uyarayım, aşırı şiddet içerikli sahneler var. O yüzden yaşınız küçükse hiç tavsiye etmiyorum)

9 Eylül 2013 Pazartesi

"E.T." Kitaptan Uyarlanmış


E.T. (1982)
  Mahalle sohbetinde konu açar gibi yazmışım başlığı. Ama bu haberi keşfettiğimde, dedikodu gibi herkese yaymak istedim gerçekten. Tabii çevremdekilerin E.T.'den fazlasıyla bihaber olmalarından dolayı bu haberi yayma işinden bir süre sonra vazgeçtim. Zira, bu haberi anlamaları için önce uzun uzun E.T.'nin ne olduğundan bahsetmem gerekecekti.

  Tabii kimse beni dinlemedi. Anlaşılan geçen günkü düğünün dedikoduları diğerlerinin daha çok ilgisini çekmiş.

  Ben de şu an 0(yazıyla "sıfır") takipçimin olduğu blogumdan bu konuyu paylaşıp, hafif şizofrenimsi bir tarzda kendimi tatmin edeyim dedim :)

  Aşağıda, sahaftan aldığım, 1983 basımı(ilk baskı) E.T. kitabının ön ve arka kapaklarının, çektiğim fotoğrafları var:




  Son olarak, E.T. filminin klişe olarak kullanılan birkaç sahnesinden kesitlerle konuyu kapatıyorum...





7 Eylül 2013 Cumartesi

KÖRLÜK

PUAN: 10/10

KİTABIN KONUSU
  Trafikte yeşil ışığın yanmasını bekleyen adam, o yeşil ışığı asla göremeyeceğinin farkında değildir. Çünkü, her taraf aniden beyazlaşır ve adam kör olur. Ve işin kötü tarafı, bu körlük bulaşıcıdır. Kör adamın temas ettiği kişiler aracılığıyla bu körlük yayılır. Tüm bu yayılmadan sonra, sadece kör adamın göz doktorunun karısı görme yeteneğini kaybetmez. Bu saatten sonra her şey değişmeye başlar. Tüm insanlık için yeni ve zorlu bir hayat başlar artık. Kimsenin, saf beyazlık dışında bir şey görmediği, kaosun ortasında bir hayat...

NEREDEN ESTİ?
  Kütüphaneci kadın tavsiye etti bu kitabı. Ama okuması zor bir kitap olduğunu da söyledi. Ben de okullar başlamadan okuyayım dedim.

5 YORUM
1-Kitabı oldukça farklı kılan bir unsurdan bahsedeyim önce: Bu kitapta hiçbir şekilde, herhangi bir yer adı veya özel ad kullanılmamış. Yazarın, bu şekilde evrenselliği yakalamaya çalıştığı söyleniyor. Bence çok harika bir fikir ve yazar uygulamada çok başarılı olmuş.(Ben de şimdiye kadar 2 kısa hikaye yazdım ve özel isim veya yer ismi kullanmadım. Bunun bir eksiklik olacağını düşünüyordum; ama görünen o ki öyle değilmiş.) Yazarın özel isim yerine kullandığı söz gruplarından birkaç örnek vereyim: İlk kör, doktorun karısı, şehla çocuk, göz yaşı yalayan köpek, koyu renk gözlüklü genç kız... (Şu, diziler bittikten sonra, arada görünüp, ismi anılmayan oyuncuların isimleri yazılırken kullanılan kalıplara benzemiyor mu? kapıyı açan adam: Şehsüvar Suphi, sandalyeyi çeken garson: Ali Can, ... gibi)

2-Kitapta anlatılan yeni dünya, oldukça karmaşık, korkunç ve tahmin edilemez. Karakterlerden birinin şu sözü, ne demek istediğimi daha iyi anlatacaktır sanırım:

  ...Vaktiyle bizim gözlerimiz görürken de çevremizde körler vardı, Şimdiyle karşılaştıracak olursak sayıları çok azdı, yaygınlıkla geçerli olan duygular gören insanların duygularıydı, dolayısıyla da körler her şeyi öteki insanların duygularıyla duyumsuyorlardı, kör insanlara özgü duygularla değil, şimdiyse tersine, körlere özgü gerçek duygular doğup gelişmekte, daha işin başındayız, şu anda eskiden duyumsadığımız duyguların anılarıyla yaşıyoruz, çevrendeki yaşamın nasıl olduğunu anlaman için gözlerinin görmesi gerekmiyor, biri çıkıp da günün birinde insan öldüreceğimi söyleseydi, bunu bir hakaret kabul ederdim, oysa öldürdüm...

3-Kütüphaneci kadın, bu kitabı tavsiye edip, konusundan bahsettiğinde, o an kafamda bir şeyler şekillendi. Eminim, herkesin aklına körlükle ilgili zorluklar ve bazı tahminler gelmiştir. Ama yazarın hepimizden en az birkaç adım önde olduğunu söyleyebilirim. Şöyle ki; yazar, en ufak ayrıntıların körler için nasıl büyük bir dezavantaja yol açabileceğini detaylıca hesaplamış ve okuyucunun tahminlerinin üzerinde bir kurgu ve anlatım yakalamış. Bu sayede, kitabı okurken "Böyle olacağını biliyordum," diye ahkam kesmenize fırsat bırakmıyor yazar ve bir sonraki sayfaya boşa çıkmayacak büyük beklentilerle geçiyorsunuz.

4-Kitapta neredeyse her paragrafın, en az bir sayfa sürmesi ve konuşma kısımlarını virgülle ayırıp, tırnak içinde ayrı bir paragraf yapılmaması, okurken biraz kafanızın karışmasına ve yorulmanıza yol açabilir. Ama tüm bunlara rağmen, kitabın orijinal konusu ve sürükleyici kurgusu kitabı elinizden bırakmamanızı sağlayacaktır.

5-Kitapta, oldukça kaliteli çıkarımlar ve öğretici düşünceler de yer alıyor. Ve bunlar o kadar çok ki, hepsini yazıp, kimseyi sıkmak istemiyorum. Sadece şu beğendiğim kısmı yazmaya karar verdim:

  "Yapacağımız her hareketten önce ciddi olarak düşünmeye başlasak, vereceği sonuçları önceden kestirmeye çalışsak, önce kesin sonuçları, sonra olası sonuçları, sonra rastlantısal sonuçları, daha sonra da ortaya çıkması düşünülebilecek sonuçları düşünmeye kalksak, aklımıza bir şey geldiğinde, bulunduğumuz yere çakılır, hangi yöne olursa olsun bir adım bile atamazdık. Sözlerimizin, hareketlerimizin iyi ve kötü sonuçları, kuşkusuz, ilerde yaşayacağımız günlere, hatta bizim bu sonuçları doğrulamak, kendimizi kutlamak ya da başkalarından özür dilemek için artık bu dünyada bulunmayacağımız günlere göreceli olarak düzgün ve dengeli biçimde dağılır, zaten kimi insanlar da bu durumun ölümsüzlük denen ve çok sözü edilen şeyin ta kendisi olduğunu ileri sürer..."
NOT: Bir de 2008 yapımı bir film uyarlaması varmış kitabın. Altta afişini veriyorum:
Blindness (2008)

5 Eylül 2013 Perşembe

TİTAN'IN LANETİ


PUAN: 7/10

KİTABIN KONUSU
              (Kitabın kapağından alıntıdır.)
  Yunan tanrılarının ve melezlerin dünyası çok büyük bir savaşa hazırlanıyor. Bu savaş her şeyi yakıp yıkacak, geri dönülmesi olanaksız sonuçlar doğuracak bir savaş olabilir! Percy'nin şimdi kendisi gibi güçlü dostlarına ihtiyacı var, yeni tanıştığı gizemli melez kardeşler ona destek mi olacaklar köstek mi?
  Titanların efendisi Kronos en büyük tuzağını kurdu, tanrıları ve melezleri bekliyor! Serinin bu üçüncü kitabında Percy bugüne kadarki en korkunç gerçekle yüzleşiyor: Titanın Laneti. Bu lanete sadece çok güçlüler karşı koyabilirler, peki Percy bunu başarabilecek mi?

NEREDEN ESTİ?
 
 Lisedeyken yurttan oda arkadaşım "Şimşek Hırsızı" isminde bir filme gittiğini ve çok eğlendiğini söyledi; karakterlerin konuşmaları falan çok eğlenceliymiş. Ben de o aralar sinemaya gidemeyeceğim için biraz kıskandım. Ama sonra "Şimşek Hırsızı" gibi orijinal bir fikrin sinema sektöründen çıkması ihtimalinin düşük olduğunu düşünüp google'a girdim. Düşündüğümde haklı çıkmıştım; Şimşek Hırsızı Rick Riordan isimli yazarın 5 kitaplık Percy Jackson ve Olimposlular serisinin ilk kitabıymış. Hemen gidip arkadaşıma gösterdim tabii. Uyarlama filmlerin kitapla aynı kaliteyi yakalama ihtimalinin 1000'de bir ihtimal olduğunu o da bildiğinden hemen "Keşke önce kitabını okusaydım!" diyerekten sızlanmaya başladı. Tabi benim kıskançlığımın yerini bir rahatlama, üstünlük duygusu aldı. Çünkü ben filmin getirdiği herhangi bir eksi ve spoiler olmadan, güzel bir seri olduğundan emin olarak tüm seriyi alıp okuyacaktım. Ama gelgelelim elde fazla para olmayınca tüm seriyi ancak 3 yıl sonra kitap fuarındaki adamlara zorla indirim yaptırarak alabildim. Seriyi tamamlamak geç ve güç olsa da kitaplıkta seriyi her gördüğümde bu anım aklıma gelir ve gereksiz bir kibir kaplar içimi. Bu arada seri hala devam ediyor. Diğer kitaplar da bir 3 sene sonraya elime geçer artık :) 

5 YORUM
1-Serinin bu kitabında birçok soruya cevap verilip, serinin bütününe ilişkin sorunlar ortaya konmuş ve serinin gidişatı hakkında okuyucuyu iyice heyecanlandırmış.

2-Canavarlar Denizi'ndeki, kitabı uzatmaya yönelik gereksiz canavarlar ortaya atma ve tekrara düşme bu kitapta pek görünmüyor. Dövüşülen her canavarın, yaşanan tüm olayların ve karşılaşılan her karakterin olayın bütünüyle ilgisi var. Bu da, kitaba bir yoğunluk katmış ve okurken bazı yerlerde uyuklamamızı engellemiş çok şükür :) 

3-Bu kitapta en beğendiğim noktalardan biri de karakterlerin olaylar boyunca ölüme çok yakın olmaları. Tamam, yine bazı yerlerde melezler ebeveynlerinin eteklerine yapışıp, yardım istiyorlar; ama genelde olayların mantıklı gelişmesi ve beklenmedik noktalara bağlanması kitabı okumayı daha heyecanlı ve eğlenceli bir hale getirmiş.

4-Her ne kadar kitabın sonunda ters köşe yaparak okuru şaşırtsalar da, şu "kehanet" meselesi beni pek sarmıyor. Kitap boyunca ister istemez kehanetin ne şekilde gerçekleşeceğini beklemek, dikkatimi dağıtmıyor değil. Ayrıca, şu "tüm olayları rüyasında görme" meselesi de biraz mantıksız ve zorlama gibi geldi bana. Çocuk, rüyasında, bildiğin canlı yayına bağlanıyor sanki :)

5-Kitap boyunca çok bariz ipuçlarını görüp, kendimce tahminler yürütmeye çalıştım. Ama kitap öyle şaşırtıcı bir sonla bitti ki, tüm tahminlerim çöpe gitti. Kitap bittiğinde, bundan sonra ne olabileceğine dair hiçbir fikrim yoktu artık. Bu da, cidden harika bir histi...

3 Eylül 2013 Salı

Hikaye Yarışmasına Katılıyorum...



  Bir aydır, yazma konusundaki tembelliğimden kurtulup, TBD(Türkiye Bilişim Derneği)'nin düzenlediği "2013 Bilimkurgu Öykü Yarışması" için kendi öykümü yazmaya çalışıyordum. Tabii hiç kolay olmadı bu.

  Oturup kısa bir öykü yazmanın bile bu kadar zor olmasını beklemiyordum açıkçası. Gün içinde, oturup, öykümü yazmaya eriniyordum. Sonra bilim-kurgu türünün en zor dallarından biri olan "zaman yolculuğu"nu seçtiğim için sürekli mantık hatalarını düzeltmem ve kurguyu doğru şekilde oturtmam gerekiyordu. Ve tüm bunlar kolay olmadı.
..
 
  Geceleri dizi izleme seansımdan sonra ufak ufak yazmaya başladım. Yarış için son başvuru tarihine 1 gün kala bitirdim sonunda. Ama ortada bir sorun vardı: Hikaye için 2000 kelime sınırı getirilmişti. Ama hikayeyi çok yoğun yazmama rağmen 2000 kelimeyi aşmıştım. Fazla kelimeleri atma uğraşına başladım birden. Zor da olsa hikayemi 1998 kelimeye indirmeyi başardım ve hikayemi yarışmaya gönderebildim.

  Aslında yarışı kazanmak artık benim için bir bonus ödül olabilir ancak. Çünkü tüm bu hikayeyi -1 ay içinde de olsa- düzgün bir şekilde, içime sinerek yazmak benim için çok daha değerliydi. Hem o kadar da tembel değilmişim, ha?

28 Ağustos 2013 Çarşamba

CİNAYET ALFABESİ

PUAN: 8/10

KİTABIN KONUSU
              (Kitabın kapağından alıntıdır.)

Alfabe sırasına göre kurbanlarını öldüren seri katil, cesetlerin yanına ABC tren yolları tarifesini bırakmaktadır. Aynı zamanda cinayetleri işleyeceği mekanları Hercule Poirot’ya önceden haber vererek deneyimli dedektifle dalga geçmektedir. Fakat Poirot adı geçen yerlere ulaşmakta her zaman gecikir. Bu psikopatın düşüncelerinden ve cinayet metodundan fazlasıyla etkilenen Poirot, Hastings ve Japp’ın yardımıyla İngiltere’de enine boyuna seyahet ederek bu acımasız katilin izini bulmaya karar verir.

  NEREDEN ESTİ?
 Kütüphaneden kitap alacaktım ama pek bir şey bulamadım. Ya hiç almak istemeyeceğim kitaplar ya da alırsam parayla alıp kendi kitaplığıma koymak isteyeceğim kadar beğendiğim kitaplar vardı. Ben de arada kalınca Agatha Christie setine takıldı gözüm ve ilgimi çektiği için bu kitabı alayım dedim. Tabii kitaplığıma koyamayacak kadar değersiz olduğundan değil, sadece polisiye-dedektif kitaplarını okuyup katili öğrendikten sonra tekrar okuma isteğim kalmayacağını bildiğim için bir kere okuyup tadında bırakıyorum işte...

5 YORUM
1-Agatha Christie'nin okuduğum ilk kitabı Hercule'ün 12 Görevi'ydi. Ve bu kitap farklı bir standartta yazılmış, kısa 12 dedektif hikayesini içeriyordu. Ama bu kitap klasik bir "Agatha Christie kitabı" tanımına uyacak şekilde yazılmıştı. Bu da beni Agatha Christie'yi ilk defa okuyormuşcasına heyecanlandırdı açıkçası. Bu arada bu kitaptan önce Şimşek Hırsızı'nı okumuştum: Okuyanlar bilir; Şimşek Hırsızı'nda olaylar yaz gündönümünde, yani 21 Haziran'da bitiyor. Cinayet Alfabesi kitabında ise olaylar 21 Haziran'da başlıyor. Benim için çok hoş bir tesadüf olmuştu bu :)

2-Katilin cinayetleri belli bir sıraya(alfabeye) göre işleyip cinayet tarihlerini ve yerini önceden söylemesi çok havalı geldi bana. Hercule ile dalga geçiyordu sanki. (Bu arada, merak edenler için söylüyorum: Katili yine bulamadım, ama kitapta çok zekice bir şekilde katilin bulunup yakalanması beni oldukça şaşırtıp memnun etti.)

3-Olayların büyük bölümünün Hercule'ün yakın arkadaşı Hastings'in gözünden anlatılması da hoş olmuş. Sanki Hercule Poirot ile birlikte olay yerlerini gezip, şüphelileri birlikte sorguluyormuşsunuz gibi hissetiriyor size. Aralarındaki ufak atışmalar da epey eğlenceliydi bence.

4-Hercule'ün 12 Görevi'nde hikayeler kısa tutulmak zorunda olduğu için yazarın karakter analizi vs gibi ayrıntılara pek giremediğini yazmıştım. Ama bu kitapta yazar tüm maharetini göstermiş ve farklı kişilikleri ayrıntılarıyla ele alıp zekice çıkarımlarda bulunmuş. Bazı karakterler ve kişiliklerini okurken çevrenizden biriyle bağdaştırma olasılığınız hayli fazla. Ben okurken "Gerçekten böyle insanlar var ve aynı yazarın anlattığı düşünce yapısına ve yaşayış şekline sahipler." diyip büyük bir hayranlıkla okumuştum her satırı. Belki tam olarak anlatamadım ne demek istediğimi; ama yazarın herhangi bir kitabını okuduysanız veya okuyacaksanız ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız.

5-Hercule ve yakın arkadaşı Hastings arasındaki diyalogların eğlenceli olduğunu söylemiştim. Son olarak benim en beğendiğim bölümlerden biri olan, bu 2 karakterin dedektif romanı klişeleri üzerine aralarında geçen bir konuşmayı yazmak istiyorum:

  "Geçen gün söylediğini hatırlıyor musun? Eğer yemek söyler gibi bir cinayet ısmarlama gücüne sahip olsaydın, nasıl bir şey isterdin?"  "Hım... Listeye bir bakalım..." dedim. "Şöyle nefis, kanlı bir cinayet... Yanında garnitür de olmalı."
  "Tabii, tabii..."
  "Kurban kim olacak? Erkek mi, kadın mı olmalı? Erkek olmalı. Önemli biri. Bir Amerikan milyoneri. Gazete sahibi... Cinayet yeri? Şöyle güzel bir kütüphanenin nesi var? Tam cinayete uyacak bir atmosfer... Ya katilin kullandığı silah? Garip biçimde bükülmüş bir hançer... Ya da kurbanın kafasına indirilen taştan oyulmuş bir tanrı heykeli..."
  Poirot içini çekti.
  "Tabii zehir de olabilir," dedim. "Ama bu her zaman tekniğe dayanan bir sorundur. Veya... gecenin karanlığında yankılanan bir tabanca sesi. Sonra iki güzel kız da olmalı..."
  Arkadaşım mırıldandı. "Kızıl saçlı..."
  "Hep de aynı şakayı yaparsın, Poirot. Tabii güzel kızların birinden haksız yere şüphe edilir. Ayrıca sevgilisiyle aralarında anlaşmazlık çıkar. Bundan başka şüphelenilecek kimseler olması da şarttır. Esmer, tehlikeli bir kadın... Ölen adamın arkadaşı ya da rakibi... Nasıl bir insan olduğu anlaşılmayan sessiz sekreter... Neşeli, hareketli başka bir adam... İşten kovulmuş bir iki uşak veya bahçıvan... Ondan sonra da Japp'a benzeyen ahmak bir dedektif..."
  "Demek sence nefis bir cinayet böyle olur?"
  "Senin aynı düşüncede olmadığın anlaşılıyor."
  "Poirot, bana kederle baktı. "Şimdiye kadar yazılmış olan bütün dedektif romanlarının özetini çıkardın."
  "E," dedim. "Sen nasıl bir cinayet ısmarlardın?"
  Poriot gözlerini kapayarak, koltuğunda arkasına yaslandı. "Çok basit bir cinayet... Karışık tarafı olmayan bir olay... Samimi, sakin bir cinayet..."
  "Cinayetin samimisi nasıl olur?"
  Poriot mırıldandı. "Örneğin dört kişi oyun oynarlar. Beşinci adam şöminenin önünde oturur. Ve sonra onu ölü bulurlar. Katil oyun oynayan dört kişiden hangisidir?"
  "Ben bunda heyecanlı bir taraf göremiyorum," dedim.
  Poirot, bana sitemle baktı. "Çünkü bunda acayip bir biçimde bükülmüş hançerler, şantaj, bir tanrı  heykelinin gözünden çalınmış zümrütler, türü belli olmayan, doğudan getirilme zehirler yok. Sen drama meraklısın, Hastings. Sen bir tek değil, sırayla işlenen birkaç cinayeti birden istiyorsun."

27 Ağustos 2013 Salı

CANAVARLAR DENİZİ

PUAN: 6/10

KİTABIN KONUSU

  Sorunsuz geçen bir okul döneminin ardından her şey aniden iç içe giriyor. Percy, melez kampının korunmasız kaldığını ve Kıvırcık'ın başının belada olduğunu öğreniyor. İki sorununun çözümü de tek bir yerde: Canavarlar Denizi. Percy ve arkadaşları bir yandan görevi tamamlamaya çalışırken, bir yandan da düşmanları hakkında gizli gerçekleri öğrenecek ve tüm bunların ortasından sağ çıkabilmek için ellerinden geleni yapacaklar.   


NEREDEN ESTİ?
 Lisedeyken yurttan oda arkadaşım "Şimşek Hırsızı" isminde bir filme gittiğini ve çok eğlendiğini söyledi; karakterlerin konuşmaları falan çok eğlenceliymiş. Ben de o aralar sinemaya gidemeyeceğim için biraz kıskandım. Ama sonra "Şimşek Hırsızı" gibi orijinal bir fikrin sinema sektöründen çıkması ihtimalinin düşük olduğunu düşünüp google'a girdim. Düşündüğümde haklı çıkmıştım; Şimşek Hırsızı Rick Riordan isimli yazarın 5 kitaplık Percy Jackson ve Olimposlular serisinin ilk kitabıymış. Hemen gidip arkadaşıma gösterdim tabii. Uyarlama filmlerin kitapla aynı kaliteyi yakalama ihtimalinin 1000'de bir ihtimal olduğunu o da bildiğinden hemen "Keşke önce kitabını okusaydım!" diyerekten sızlanmaya başladı. Tabi benim kıskançlığımın yerini bir rahatlama, üstünlük duygusu aldı. Çünkü ben filmin getirdiği herhangi bir eksi ve spoiler olmadan, güzel bir seri olduğundan emin olarak tüm seriyi alıp okuyacaktım. Ama gelgelelim elde fazla para olmayınca tüm seriyi ancak 3 yıl sonra kitap fuarındaki adamlara zorla indirim yaptırarak alabildim. Seriyi tamamlamak geç ve güç olsa da kitaplıkta seriyi her gördüğümde bu anım aklıma gelir ve gereksiz bir kibir kaplar içimi. Bu arada seri hala devam ediyor. Diğer kitaplar da bir 3 sene sonraya elime geçer artık :)
 
5 YORUM
1-Serinin 2. kitabı olarak ilk kitabın biraz gerisinde kaldığını söyleyebilirim. Mesela ilk kitaba güldüğümün yarısı kadar gülmedim bu kitapta.  Bunun dışında bu kitaptaki yaratıklar, ilk kitaptakilerin kopyaları gibi  geldi bana. Bir yaratık çıkıyor, çocukların özgür iradelerini etkiliyor, çocuklar bir süre sonra her şeyin farkına varıp yaratığı yeniyorlar. Bu kalıbın şimdiden bu kadar sık kullanılması beni rahatsız etti açıkçası. Sırf kitabı uzatmak adına gereksiz tekrarlara girilmese daha iyi olabilirdi.

2-İlk kitapta birçok açıklamayla kafamızdaki soru işaretleri silinirken, bu kitapta tersine birçok soru sorulup bu soruların da çoğu cevapsız bırakılmış. Tabii bu durumun iyi ya da kötü karşılanması okuyucudan okuyucuya değişiklik gösterebilir. Ben sadece söylüyorum. Sonra, demedi, demeyin :)

3-Bu seride yadırgadığım bir olayın tekrarlandığını görmek canımı sıktı. Şöyle ki: çocuk, bir yakınının öldüğünden neredeyse emin oluyor. Bir paragrafçık boyunca buna üzülüyor. Sonra da sanki süs balığını kaybetmiş gibi hemen her şeyi unutup, tamamen eski haline dönüyor. Bu da kitabı biraz sığ ve gerçekçilik dışı bulmama yol açtı tabii. Karşılaştırmak gibi olmasın ama Harry Potter, doğru düzgün tanımadığı Cedric'i bile, öldükten sonra unutamamış, serinin son kitabına kadar yer yer bu üzüntüsünden nasiplenmiştik :(

4-Mantık hatalarına gelecek olursak: (Spoiler vermemek adına biraz üstü kapalı yazacam) Karakterlerden bazıları bir şeyden, farklı boyuttaki başka bir şeye dönüşüyor ve ne hikmetse eski hallerine döndüklerinde aynı elbiseleri üzerlerinde duruyor. Tamam, çocukların da okuduğu bir seri olduğu için olayın içine çıplaklık katmak istenmemiş olunabilir; ama en azından olaya mantıklı bir açıklama getirilebilirdi.




5-Evet, kitabı çok kötüledim, ama yine de fena değildi. Belki kitabın sonuyla ilgili spoiler aldığım için biraz hevesimi kaçırdı, o kadar. Son olarak: kitabın filmi şu an sinemalarda gösterimde. Ama ilk filmin getirdiği hayal kırıklığından sonra bu filme gider miyim bilmiyorum. Hem filmle ilgili birkaç yoruma baktım, yine kitaptaki kurgunun oldukça dışına çıkılmış. Sanırım sinemaya vereceğim parayı kendime saklayıp, yeni bir kitap almak için kullanacağım :)

24 Ağustos 2013 Cumartesi

HERCULE'ÜN 12 GÖREVİ

PUAN: 7/10

KİTABIN KONUSU

          (Kitabın kapağından alıntıdır.)
 Dış görünümüyle Hercule Poirot’nun mitolojik Yunan kahramanı Herkül (Hercule) ile uzaktan yakından bir benzerliği yoktu. Fakat bu zeki dedektif de Herkül gibi toplum içinde meydana gelen tatsız olayların sorumlularını bulup yakalamakta ustaydı.
  Emekli olmasına yakın, on iki vakanın çözümünü üstlenen Poirot, tarihte işlenmiş suçlardan çıkarımlar yapıp becerilerini kahramanca kullanarak olayları çözümleyebilecekti.


NEREDEN ESTİ?
Agatha Christie'ye karşı bir hayranlığım vardı her zaman. Özellikle bir kadının ataerkil bir dünyada böyle bir başarıya ulaşması ve özgün, kaliteli, evrensel yapıtlar ortaya çıkarması harika bir şey. Ben de hangi kitabıyla Agatha Christie dünyasına girsem diye düşünürken kütüphanede bu kitabı gözüme çarptı. Hem konusu ilginç ve orijinal geldi hem de küçük hikayelerden oluşan bir kitapla başlayıp yavaş yavaş diğer kitaplarına geçmek daha makul geldi. Pişman mıyım? Hayır, değilim...

5 YORUM
1-Ben küçükken Herkül diye bir çizgi dizi vardı. O kadar eğlenerek izlerdim ki Herkül'ü daha sonradan bende oluşan bu Yunan mitolojisi hayranlığının kaynağı da burdan gelmiş olsa gerek... Çocukluğumun dizisi, Yunan mitolojisinin önemli karakterlerinden biri, Agatha Christie'nin kitaplarının baş karakteri aynı isimle(Hercule) bağlantılı olunca kitap ister istemez gözümde ekstra bir değer kazandı tabii...

2-Hercule'ün 12 göreviyle bağdaştırılan 12 olayımız var ve her hikayeden önce Yunan mitolojisine dayalı bu görevlerden bahsediliyor. Ve görevlerden bahsedilirken bu ön bilgiler uzun tutulmayıp, kısa ve öz şekilde yazılmış. Yunan mitolojisinde ayrıntıya girilince ne kadar kafa karıştırıcı şeyler çıkabileceğini bildiğimden, bu kısa tutma işi hoşuma gitti. Yine de hala anlamadığım bazı bölümler var; ama genel hatlarıyla bilmek bile yeterli oluyor zaten.

3-Hercule'ün 12 göreviyle bu 12 dedektif hikayesini bağdaştırma işi belki başlarda kolay bir şeymiş gibi gelebilir; ama hiç de öyle değil. Çoğu bölümde mitolojik görev bölümünü okuduktan sonra "Bununla ilgili nasıl bir hikaye çıkartılabilir ki?" diye düşündüm; ama bir tahmin yürütemedim gerçekten. Agatha Christie'nin bağdaştırdığı hikayeleri okuduğumdaysa olabilecek en iyi senaryonun yazıldığına kanaat getirdim. Tamam, bazı hikayelerin bağdaştırılma şekli biraz zorlama geldi; ama genel olarak bence iyiydi.

4-Kitabın konusu ve kurgusu gereği ortalama 30 sayfadan oluşmuş kısa dedektif hikayeleriyle karşılaşıyoruz. Sığ bir anlatım bekleyebilirsiniz; ama bence yazar 30 sayfayı dolu dolu, okuyucuyu sıkmadan yazmış. Ki bu büyük bir başarı bence. Bir şeyi de itiraf etmek istiyorum burada: Kısa hikayeler olduğu için daha az karakter ve olay olur, ben de katili hemen tahmin ederim diye düşünüyordum. Ama neredeyse hiçbirinde katili bulamadım. Hiç aklıma gelmeyecek yerden çıktı katil ve dedektif olayı açıkladığında her seferinde "Tabii ya, ben onu nasıl düşünemedim?!" diyerek hayıflandım. Benim gibi düşünüp kitabı okuyacaklara şimdiden sesleniyorum: Agatha Christie kitaplarında katili bulmaya çalışmak yerine samanlıkta iğne arayın ya da deveye hendek atlatmaya çalışın. Bunlarda başarılı olma ihtimaliniz daha çok bence :)

5-Son olarak: Tamam, eğlenceli, orijinal bir kitaptı ama sadece bu kitabı okuyarak Agatha Christie kitaplarını belli bir kalıba koymak çok yanlış olur. Demek istediğim; kitap, konusu gereği kısa tutulmuş hikayelerden oluştuğu için karakter analizlerinde vs ayrıntıya girilmemeye çalışılmış. Agatha Christie'ye karşı bir ön yargınız varsa ve okumaya bu kitabından başladıysanız haksız bir genel çıkarımda bulunmanız mümkün. Ama buradan hepinize sesleniyorum: Bu dünyaya bir Agatha Christie daha zor gelir, değerini bilin...


NOT: Hercule'ün 12 görevini merak edenler için:

   http://tr.wikipedia.org/wiki/Kategori:Herk%C3%BCl%27%C3%BCn_12_g%C3%B6revi

22 Ağustos 2013 Perşembe

ŞİMŞEK HIRSIZI

PUAN: 8/10

KİTABIN KONUSU
        (Kitabın kapağından alıntıdır)
  İşte karşınızda Percy Jackson. 12 yaşında, hiperaktif, okuma yazmada sorunları olan ve başı beladan bir türlü kurtulmayan bir çocuk! Peşine takılan, ne olduklarını bir türlü anlayamadığı birtakım doğaüstü yaratıklar da cabası! Bütün bunların sebebi aslında babasının bir Yunan tanrısı olması, fakat sorunları çözmek tamamen Percy’ye kalmış durumda.
  Serinin bu ilk kitabında Percy kendini ispatlamak için Zeus’un çalınan şimşeğini bulup hırsız olmadığını herkese göstermek zorunda kalıyor. Yıllardır görmediği babasıyla yüzleşmesi ve tanrılardan bile çok daha güçlü bir hazineyi ortaya çıkarması ise apayrı bir hikaye…

  NEREDEN ESTİ?
 Lisedeyken yurttan oda arkadaşım "Şimşek Hırsızı" isminde bir filme gittiğini ve çok eğlendiğini söyledi; karakterlerin konuşmaları falan çok eğlenceliymiş. Ben de o aralar sinemaya gidemeyeceğim için biraz kıskandım. Ama sonra "Şimşek Hırsızı" gibi orijinal bir fikrin sinema sektöründen çıkması ihtimalinin düşük olduğunu düşünüp google'a girdim. Düşündüğümde haklı çıkmıştım; Şimşek Hırsızı Rick Riordan isimli yazarın 5 kitaplık Percy Jackson ve Olimposlular serisinin ilk kitabıymış. Hemen gidip arkadaşıma gösterdim tabii. Uyarlama filmlerin kitapla aynı kaliteyi yakalama ihtimalinin 1000'de bir ihtimal olduğunu o da bildiğinden hemen "Keşke önce kitabını okusaydım!" diyerekten sızlanmaya başladı. Tabi benim kıskançlığımın yerini bir rahatlama, üstünlük duygusu aldı. Çünkü ben filmin getirdiği herhangi bir eksi ve spoiler olmadan, güzel bir seri olduğundan emin olarak tüm seriyi alıp okuyacaktım. Ama gelgelelim elde fazla para olmayınca tüm seriyi ancak 3 yıl sonra kitap fuarındaki adamlara zorla indirim yaptırarak alabildim. Seriyi tamamlamak geç ve güç olsa da kitaplıkta seriyi her gördüğümde bu anım aklıma gelir ve gereksiz bir kibir kaplar içimi. Bu arada seri hala devam ediyor. Diğer kitaplar da bir 3 sene sonraya elime geçer artık :)

5 YORUM
1-Öncelikle mitolojiye, özellikle Yunan mitolojisine, karşı büyük bir merakım olduğunu belirteyim. Hatta bunlarla ilgili birkaç kitap karıştırmışlığım da var. Ama tüm bunların bir kurguda kullanılarak mantık çerçevesinde açıklanabileceğini pek tahmin etmiyordum. Ama bu seri tahminlerimi yanlış çıkardı. Tamam, bazı yerlerde fazlasıyla absürt davranılmış; ama bu işleri daha eğlenceli hale getirmiş. Tanrılar, kutsal mekanlar, bunların Amerika'yla bağlantısı vs öyle mantıklı açıklanmış ki ön yargılarınızı bir kenara bırakıp eğlenerek tüm seriyi okuyabilirsiniz.

2-Bence bu serinin bu kadar tutmasındaki önemli etkenlerden biri de mantıklı ve samimi bir dille yazılmış olması. Tüm karakterler yaşlarına ve statüsüne uygun konuşuyorlar. Tanrılar kibirli konuşuyor mesela. Bununla birlikte birçok kitaptaki hataya düşülmeyip gençler bildiğimiz sokak dilini konuşuyor. Yani, yaşlarından büyük kişiler gibi "olgun" davranıp, usturuplu konuşma gerekliliğini hissetmiyorlar -ki normal olan da bu- ve ortaya daha gerçekçi ve eğlenceli bir anlatım çıkıyor.

3-Yunan mitolojisini sevdiğimi ve bu konuya merak duyduğumu söylemiştim. Kitap Yunan mitolojisi hakkında bilgiler de veriyor elbette. Ama bunu yaparken ayrıntıya girip okuldaki sıkıcı  derslerden birine çalışıyormuş hissi vermiyor. Yazar, en önemli mitolojik olayları bile birkaç cümleyle yoğun ve kısa bir şekilde özetlemeyi başarmış. Şimdiden söyleyeyim: Yanlış anlayıp edebi bir eser okumayı beklemeyin, sadece heyecanlı olayların anlatıldığı eğlenceli bir kitap bulacaksınız çünkü.(Kitabı bu kadar övüp çok yüksek puan vermememin bir nedeni de budur belki)

4-Kitapta beni en sinir eden yere gelelim: Tanrılar Dünya'yı oyun bahçeleriymiş gibi gören küçük çocuklar gibi davranıyorlar. Tek önemli olan şey kendileri. Hepsi bencil ve kibirliler. Tamam, saçma gelebilir; ama bir süre sonra tüm bunlar gerçekten sıkmaya başlıyor. Ama tam, yeter artık, dediğim anlarda Rick(nasıl da hemen samimiyeti kurdum kendi kendime :)) beni önceden duymuş gibi başka bir karakter aracılığıyla tanrılara ağzının payını veriyor. Mesela bir bölümde tanrılardan biri Percy'le dalga geçip kibirlenmeye başlıyor. O bölümü olduğu gibi yazıyorum şimdi:

 "Ben sonsuzluktan beri savaşıyorum, evlat. Gücümün sınırı yok ve ölümsüzüm. Ya sende neler var?"
 Daha küçük bir ego, diye düşündüm...


5-Hiç istemesem de, kitabın film uyarlamasından bahsetmezsem yazım eksik kalırmış gibi geliyor. Logan LermanThe Perks of Being a Wallflower filminden beğendiğim için ayrımcılık yapmamak adına oyunculuk konularına pek girmeyeceğim :) En kötü kitap uyarlamaları listesi olsaydı en baştan girebilecek bir film olmuş. Kitabın tüm kurgusu hiçe sayılıp mantık hatalarıyla dolu, klişe bir hikaye çıkarmışlar ortaya. Neyse, bu konuda çok içliyim zaten, en iyisi daha fazla devam etmeyeyim. Yalnız, filmin Türkçe dublajı şimdiye kadarki en eğlenceli dublajlardan biri olmuş. O da film yapımcılarının değil, Türkiye'deki seslendirme sektörünün başarısı tabii. Yurttaki arkadaşımın da en çok bu seslendirme konusu üzerinde durmasının nedenini şimdi daha iyi anlıyorum :)
Şimşek Hırsızı(2010)

20 Ağustos 2013 Salı

Sahici Sahaf


  Öncelikle konunun başlığını açıklığa kavuşturmak adına bir açıklama yapayım:
 
  Yaşadığım şehirde kitapçıların ve sahafların bulunduğu İstanbul Pasajı diye yarı kapalı bir mekan var. Kitap seven biri için harika bir mekanmış gibi geliyor kulağa. Ama öyle değil...
İstanbul Pasajı


  Özellikle son 5-6 yılda bu pasaj oldukça değişti. Çoğu kitapçı dükkanı kapatıp -ne alakaysa- kahvehaneye çevirdi. Diğer sahaflar da korsan kitap dışında bir şey satmaz oldu. 2. el kitaplar bile sadece korsanın 2. eli artık...

  Tüm bunlar beni sahaflardan soğutmuşken pasajın bulunduğu yerin yan sokağındaki bir yer dikkatimi çekti. Burası da küçük bir sahaftı; ama içine girince anladım ki tek tük korsan kitap dışında kitaplarının tamamına yakını orjinal olan, 2. el birçok kitabın bulunduğu bir sahaftı burası. Yani anlayacağınız bu küçük yer "sahici sahaf"tı.

  Tamam, belki kitap çeşitliliği fazla değildi; ama yine de ben kendime  yakın gördüğüm 6 kitap bulabildim.(Ölü Ozanlar Derneği'ni okumuş olmama rağmen benim için ayrı bir yeri olduğu için kitaplığımda bulunsun diye aldım bu arada) Hem de bunların birkaçı 1965 yılında basılmış, yani 48 yıllık, tarih kokan kitaplardı. Buyrun, resimlerini de veriyorum:






  Bu kitapların hala yeni baskıları çıkıyor. Ben de bir piyasa değerlendirmesi yapıp sahafa verdiğim parayla normalde başka yerden yeni almış olsam vereceğim parayı karşılaştırdım. İşte sonuç:

  6 kitaba sahafta ödediğim fiyat: 18 TL
  6 kitabın yeni alınmış fiyatı: 96 TL

  Tüm bu para mevzusu bir yana; başka ellerde okunmuş, geçmişi olan bir kitabı elinde tutmanın heyecanı paha biçilemez.

5 Ağustos 2013 Pazartesi

KAYIP GÜL

PUAN: 6/10

  KİTABIN KONUSU
 Annesiyle San Francisco'da yaşayan Diana varlıklı bir yaşam sürmektedir ve hayalinde yazar olmak istese de hukuk fakültesini okumayı seçmiştir ve mezun olmak üzeredir. Annesinin ölümüyle yıkılmışken annesinin vasiyetinin de içinde yer aldığı mektup eline geçer ve Mary adında bir ikiz kardeşi olduğunu keşfeder. Diana pek istekli olmasa da annesinin isteğini yerine getirmek için ikiz kardeşinin peşine düşecektir; ama bu yolculuk tahmin ettiğinden daha farklı boyutlara varacaktır.

  NEREDEN ESTİ?
 "Asla okumayacağım kitaplar listesi" yapsaydım bu kitap ilk 10'a girerdi. Ama karşıma o kadar çıkmaya başladı ki bu kitap, 4 yıllık direnişimin ardından haklı olduğumu kanıtlamak için alıp bir okuyayım dedim.

5 YORUM
1-Öncelikle kitaba neden bu kadar önyargılı yaklaştığımı açıklayayım: Çünkü kitabı ilk gördüğüm andan itibaren  antipati duymaya başladım: Kitap kaç ülkede satıldığını ayrıntılı olarak gösteren büyük bir şeritle sarılmıştı, arka kapağında kitabın özetini anlatan 2 satırcık dışında kitaba yapılan "uluslararası" övgüler yer alıyordu, bu da yetmezmiş gibi kitabın ön ve arka kapaklarının iç tarafı ve son birkaç sayfası da kitabın gereksiz reklamına ayrılmıştı. Elimde kitap değil de fazla şişirilmiş bir ürünün reklam broşürünü tutuyormuş gibi hissettim ve haklı olarak(kendimce) oldukça soğudum.

2-Kitabın kapağındaki, kitabın Küçük Prens tarzında olduğuyla ilgili "ünlü" gazetelerden gelen yorumlardan sonra kitabın içinde de sürekli Küçük Prens'ten bahsedilmesi bana bazı dizilerin başarısız spin-off'larını hatırlattı nedense. Neyse ki geç de olsa yazar sonradan konuyu biraz toplamış ve "Çakma Küçük Prens" etiketinin üstüne yapışmasından kıl payı kurtulmuş.

3-Kitabın geneli "kendini bulma" üzerine yazıldığı için bu konularda yazılmış diğer kitaplarda da sıkça karşılaştığımız dolaylı anlatımları ve imgeleri bu kitapta da görüyoruz. Ki bu sevdiğim bir şeydir; çünkü, kitabı okuyan herkes için farklı bir anlam ifade etmesine olanak sağlıyor.

4-İzlediğim birkaç filmin getirdiği paranoyaklık sayesinde bir anlığına kitabın sonunu tahmin ettim; ama 'yok artık' diyerekten tahminimden vazgeçtim. Halbuki çok yaklaşmışım. Ortalama ilerleyen bir kurguya rağmen kitabın sonuyla yazar okuyucunun suratına yumruğu indiriyor resmen. Tamam, yumruk değil de tokat diyelim. Ya da en iyisi okuduktan sonra siz karar verin.

5-Tüm azmime rağmen maalesef kitabı, önyargılarımı bir kenara bırakarak okuyamadım. Kitabı elime her aldığımda, daha önce de bahsettiğim gibi, abartılı bir reklam broşürünü ve reklam ürününü elime almışım gibi hissettim. Ben herhalde dilden dile dolanarak, arkadaş tavsiyesiyle tanınırlığı artan şeyleri daha çok seviyorum. "Bakın, tüm dünya benim kitaplarımı okuyor. E bi zahmet siz de alıp okuyun." ya da "Kapağın arkasına aldığım övgüleri tam sayfa yazıp, kitabın konusuna sadece 2 satır ayıralım. Hatta kapak yetmez, kitabın iç sayfalarında da kitabı övelim." mantığıyla ortaya bir kitap çıkarmak çok manasız geliyor bana.


4 Ağustos 2013 Pazar

ALAYCI KUŞ

PUAN: 9/10

  KİTABIN KONUSU
 Çeyrek Asır Oyunları'ndan da sağ kurtulmayı başaran Katniss 12. mıntıkanın yok olduğundan, Peeta'nın Capitol'ün elinde olduğundan ve 13. mıntıkanın direniş girişiminden haberdardır artık. Ve Capitol'e karşı düzenlenecek ayaklanmada önemli bir görev üstlenmesi gerekmektedir. Katniss direniş için önemli kararlar verirken bir yandan da  çevresindeki kişilere ve olaylara adapte olmaya çalışacak ve kime güvenebileceğini artık 2 defa düşünmesi gerekecek.

  NEREDEN ESTİ?
 İlk 2 kitabı okuduktan sonra "3.'yü okumasam da olur." diyecek bir mantığa sahip olmadığım için(aşırı merak da diyebilirsiniz) 2. kitabı bitirdiğim gün 3. kitaba(Alaycı Kuş'a) başladım hemen.

5 YORUM
1-Öncelikle kitabın konusunu fazlasıyla üstü kapalı yazdığımın kendim de farkındayım. Ama fazla spoiler vermemek istedim. Çünkü bir başladım mı alır başımı giderim, bir bakmışsınız tüm kitabı genişçe özetlemişim. O yüzden bu konu üzerinde daha fazla durmayıp diğer yorumlara geçeyim.

2-Tamam, savaş falan olacak kitapta; ama herkesin bundan daha önemli bir konuya kafa yorduğunu farkettim: Katniss Peeta'yı mı seçecek, Gale'i mi?
Bu konuda 2. kitap itibarıyla adaletsiz bir yarış olduğunu düşünmeye başlamıştım. Oyunlar sonrası Katniss'in sürekli Peeta'yla olması gerekiyordu ve hatta formaliteden de olsa evlendiler de. Gale'in Katniss'in aklını çelmek için pek bir fırsatı olmadı yani. Tam "Adaletin bu mu koca dünya?" gibisinden ergen triplerine girmişken bu kitapta her şey tersine döndü ve fairplay'e yakışacak eşit bir mücadele elde edebildik. (Konuyu futbol maçına çevirmeden diğer yoruma geçiyorum..)

3-Capitol gibi bir yönetime karşı oluşturulan direnişte reklam tarzında, direnişi ateşleyecek tanıtımların çekilip yayınlanması gibi bir ayrıntı bence çok hoş olmuştu. Biraz ironikti de..

4-Önceki kitaplarda bireysel savaşlar ön plandayken bu kitapta asıl hedefe dikkat çekiliyor ve bu saaten sonra artık kitlesel bir savaş söz konusu oluyor. Bu nedenle önceden düşman olan tüm mıntıkaların haraçları artık omuz omuza vermek zorunda. Daha önceki kitaplarda nefret ederek okuduğumuz karakterlerin, aslında istekleri ve hayallerinin Katniss veya Peeta'dan çok da farklı olmadığını öğreniyoruz. Savaşın insanları birleştirmesiyle ilgili bir söz aklıma geldi o an. Trajikomik...(Yorumlarım biraz ciddiye kaçmaya başlıyor; ama sonuçta bu distopik bir kitap ve beni 19984 kitabı kadar olmasa da oldukça etkilemiştir.)

5-Kitabın sonunu mutlu veya mutsuz bulanlar çıkabilir: Katniss Peeta ve Gale arasında bir seçim yapıyor.(Kimi seçtiğini yazmayacağım; ama bana göre gayet mantıklı bir seçim olduğunu söyleyebilirim.) Kitabın sonunda, saklanan tüm sırlar açığa çıkıyor ve olaylar insanı delirtme noktasına getiriyor.(Tabi bunun kitabın etkileyiciliği azalttığını söylemiyorum; aksine, okuyanların ağzını açık bırakacak bir kurgunun sonucu olarak görüyorum ben.)
  Ben kitabı bitirdikten sonra yarım saat yerimden kalkamadım ve 2 gün boyunca ortalıkta hayalet gibi gezmeye başladım. Bir kitap serisinden bu kadar etkilenmemem gerekirdi; ama ben tüm seriyi sadece bir kurgu olarak okumadım. Tarih boyunca totaliter rejimlerin halk üzerindeki fiziksel ve psikolojik şiddetlerini, savaşların genç yaşlı ayırt etmeden insanlardan neler çeldığını düşünerek okudum tüm seriyi. Siz de başınızı kaldırıp baktığınızda dünyada hala devam eden savaşlarla ve işkencelerle bu kitabı bağdaştırabilir ve olaylara daha bilinçli bakabilirsiniz ya da hepsini sıradan bir kurgu olarak görüp "Katniss niye o çocuğu seçti?" diyerek kitabı fırlatıp her şeye kulaklarınızı tıkamaya devam edebilirsiniz. Seçim sizin...

30 Temmuz 2013 Salı

FAHRENHEİT 451

 PUAN: 8/10

  KİTABIN KONUSU
 Guy Montag işini seven bir itfaiyeci ve görevi kitapları yakmak.(epey bir ironik düşünmüş yazar) Bir gün evinin yakınlarında genç bir kızla tanışır ve kızın amcasından öğrendiği, eski zamanlara(itfaiyecilerin kitap yakmak yerine yangın söndürdüğü zamana) dair hikayeler dinler. Birkaç konuşmanın ardından Montag, bir değişim farkeder ve yaptıklarını ve yapılanları sorgulamaya başlar.

  NEREDEN ESTİ?
 Distopik kitap merakım sağolsun..

  5 YORUM
1-Öncelikle, bilmeyenler için kitabın isminin ne anlama geldiğini açıklayayım:Fahrenheit, santigrat gibi bir sıcaklık değeridir. Fahrenheit 451 ise kitap kağıtlarının yanıp tutuştuğu sıcaklık derecesidir. Santigrat derece cinsinden hesaplamaya çalıştım ama yanlış bilgi verip rezil olmamak adına susuyorum. Hem siz anladınız zaten ne demek istediğimi :)

2-Aslında kitabın yazarı Ray Bradbury bu konuya benzer yanlış hatırlamıyorsam 5 hikaye yazmış. Fakat yazara göre zirve noktası bu kitap olmuş. Yazar hala yaşıyor. Çoğunuzun önsözlerden nefret ettiğini biliyorum; ama bu kitabın yazara ait önsözünü okumanızı tavsiye ederim. (Bu da "Dönüşüm" romanıyla birlikte 2. önsöz tavsiyem oldu, farkındayım.)

3-Karşımızda distopik romanların vazgeçilmezi olan totaliter yönetim ve sansür var yine. Ama Fahrenheit 451'de beni çeken asıl şey "kitap" konusu üzerinde durulmasıydı. Geçmişte de kitapların yakılması olaylarıyla karşılaşıldığını biliyoruz. Eğer bu kitap yakma olaylarının nedenini hala sorgulamamışsanız Fahrenheit 451 size bu konuda gerçekten yardımcı olacaktır. Kağıt parçası olarak gördüğümüz kitapların neler yapabileceğini farkettiğinizde siz de gerçekten şaşıracaksınız.

4-Kitapla ilgili beğendiğim başka bir nokta ise ancak kaliteli bir bilim-kurgu kitabında karşılaşabileceğimiz teknolojik tasvirlerin yer alması oldu. Yazar kitabı öyle bir öngörüyle yazmış ki; dinleme cihazı, cep telefonu, gelişmiş radarlar gibi günümüze ait pek çok teknolojiyi bu kitapta bulabiliyorsunuz. 

Fahrenheit 451(1966)
  Tüm bu artılarına rağmen önceden "1984" kitabını okumamın neden olduğu aşırı yüksek beklentiden olsa gerek bende tam bir tatminlik hissi bırakmadı bu kitap. Tavsiyem şudur ki; eğer bu 2 kitabı okumadıysanız önce Fahrenheit 451'i okuyun. Tabii yine de siz bilirsiniz..

5-Son olarak kitapta defalarca okuduğum ve en can alıcı paragraf olarak düşündüğüm paragrafı yazmak istiyorum:
     
        (NOT:Aşağıdaki paragrafı okuduktan sonra hayatınız değişebilir. Tercih sizin... )

  "...Bir evi çivisiz ve ahşapsız inşa edemezsin. Eğer bir evin yapılmasını istemiyorsan, ahşap ve çivileri sakla. Eğer politik bakımdan mutsuz bir adam istemiyorsan, kaygılandıracak bir soruda ona iki bakış açısı verme, birini ver. Daha da iyisi hiç verme. Bırak savaş gibi bir şeyin var olduğunu unutsun. Eğer Devlet yetersizse, havaleliyse ve vergi delisiyse, insanların Devlet üzerine  endişelenmesindense bırak böyle olsun. Huzur, Montag. Onlara yarışmalar düzenle, en popüler şarkıların sözlerini, devletlerin başkentlerini veya Iowa'da geçen yıl ne kadar mısır yetiştirildiğini bilerek kazansınlar. Onları patlamalarına neden olmayacak bilgilerle doldur, öyle lanet olası 'olaylarla' tıka basa yap ki, kendilerini bilgileriyle gerçekten "zeki" hissetsinler. Sonra düşündüklerini hissedecekler, hiç kımıldamadan hareket ettikleri hissine kapılacaklar ve mutlu olacaklar, çünkü bu tür olaylar değişmezler. Olayların bağlantılarını kurmaları için onlara felsefe ve sosyoloji gibi kaypak şeyler verme. O zaman melankolik olurlar. Bugünlerde birçok adamın yapabildiği gibi, TV duvarını ayırıp tekrar birleştiren kişi, insanı kaba, hayvansı hissettirmeden ölçülüp biçilemeyecek olan evreni ölçüp biçmeye çalışan kişiden daha mutludur. Biliyorum, ben denedim, cehenneme kadar yolu var. Sen kulüplerini ve partilerini, akrobatlarını ve sihirbazlarını, gözüpek adamlarını, jet arabalarını, motorsiklet helikopterlerini, seks ve eroinini, otomatik refleksle yapılacak her şeyi getir onlara. Eğer dram kötüyse, eğer film hiçbir şey söylemiyorsa, eğer oyun boşsa, beni tereminle dürtükle, yüksek sesle. Sadece titreşime dokunsal bir tepki olduğunda, oyuna karşılık verdiğimi düşüneceğim. Fakat umrumda değil. Ben yalnız somut eğlenceden hoşlanırım."

28 Temmuz 2013 Pazar

ATEŞİ YAKALAMAK

 PUAN: 8/10

  KİTABIN KONUSU
 Açlık Oyunları'ndaki galibiyetinin ardından 12. mıntıkaya dönen Katniss, Gale'in ona karşı soğuk davrandığını farkeder. Peeta ise zaten tamamen sırtını dönmüştür ona. Ama bunlar en küçük problemleridir Katniss'in. Çünkü Oyunlar'da Capitol'ü küçük düşürerek farkında olmadan bir isyanın temellerini atmıştır ve artık Capitol için bir tehlike olarak görünmektedir. Katniss'in inandırıcı olmak için Peeta ile arasındaki sahte aşka herkesi inandırması gerekmektedir; ancak Capitol'ün Katniss için başka planları vardır.

  NEREDEN ESTİ?
 Eh, ilk kitabı okuduktan sonra siz de hiç düşünmeden, ışık hızında 2. kitaba geçeceksiniz. Bi' yerden aklınıza esmesine gerek kalmayacak yani.

5 YORUM
1-Öncelikle, bu kitabı klasik bir ara kitap olarak görüp uzun ve durağan bir anlatım bekleyebilirsiniz.(Harry Potter'daki Melez Prens kitabı ya da Alacakaranllık'taki Yeniay kitabı gibi) Ama gerçekten tüm önyargıları yıkarak beklentilerin üstüne çıkan bir kitap bence. Bu kitabın ilk kitaptan sürükleyicilik ve içerik açısından eksik kalır hiçbir yanının olmadığını söyleyebilirim. Hatta bence fazlası bile var.

2-İlk kitapta aşk meselelerine pek zaman olmamıştı. Bu kitapta da zaman olmasına rağmen Katniss'in Oyunlar'da Peeta'yla birlikte kurtulmak için verdiği karar sonucu aşk meselesi askıda kalıyor ve Katniss olan arkadaşlıklarını da kurtarmak için çabalamaktan başka bir şey yapamıyor. Yani, demek istediğim sırf bir aşk romanına dönüşecek diye bekliyorduysanız; avucunuzu, yalamak için hazır tutsanız iyi olur.(çok mu ağır oldu bu?) Neyse...

     (Şimdi yazacaklarım spoiler içerebilir, benden söylemesi..)

3-İlk Oyunlar'da oyun sistemini gayet mantıklı bulup beğenmiştim. Ama bu defaki oyunlar mantıklı olmakla kalmayıp daha ileri gitmişler. Öncelikle yeni yarışmacıların eski galipler olması ve yaş sınırının olmaması olayı beni epey heyecanlandırmıştı. Yeni oyun alanının kurulduğu sistem ve oyuncuların kullandıkları gereçler de epey ilginçti. Tüm bunlar bir araya gelince kitabı tekrara düşmekten kurtarmış, üstelik okuyanları daha fazla şaşırtmayı başarmış.

4-Eski oyuncular olaya girince, geçmiş Oyunlar hakkında da bir şeyler öğrenmeye başlıyorsunuz. Eski oyun sistemleri, Oyunlar'ı kazananların nasıl kazandıkları, galiplerin başına gelenleri... Tüm bunlar bir yana, özellikle Haymitch'in geçmişini ve Oyunlar'da yaşadıklarını öğrenmek benim için epey ilginç olmuştu. O bölümden etkilenmeyen yoktur herhalde.



       (Spoiler sonu)


5-Bu kitapla birlikte Capitol'ün iç yüzünü görüp vatandaşlarının yaşayışlarına tanık oluyoruz. Ama tüm bunlar olayların ne kadar umutsuz olduğunu görmemizden başka işe yaramıyor. Kitap "distopik" türünün iyi bir örneği olduğunu bir kez daha hatırlatmış oluyor. Kitabı daha da överdim; ama en iyisi alıp kendiniz okuyun, okuduysanız ne demek istediğimi zaten anlayacaksınızdır.

Ateşi Yakalamak (2013)

24 Temmuz 2013 Çarşamba

BİN DOKUZ YÜZ SEKSEN DÖRT

PUAN: 10/10

 KİTABIN KONUSU
   1948 yılında George Orwell tarafından yazılan kitap 1984 yılını anlatan distopik bir politik-bilim-kurgu romanı.(Bu türü ben uydurdum.) Dünya 3 totaliter, askeri bölgeye ayrılmıştır ve bu yönetimle halk kimliksizleştirilmiş ve her yaptıkları gözetim altında tutularak özgürlükleri elinden alınmıştır. Devletler halkın beynini yıkayıp aralarında planlanmış savaşlarla onları sürekli bir meşguliyete sokmuş ve kendilerinin başlarında olduğu ve bunu kimsenin değiştiremeyeceğini garantiledikleri bir yönetim kurmuşlardır. Tüm bunların ortasında devlet adına çalışan Winston'ın kafasında şüphe tohumları yeşermeğe başlar ve Winston tüm bu yönetimi ve yaşantısını sorgulamaya başlar. Winston, artık bir şeyler yapılması gerektiğinin farkındadır.

 NEREDEN ESTİ?
 

Distopik romanları seven biri olarak birkaç araştırma sonrası görüp, ertesi gün de kütüphanede bu kitaba rastlamamla bunun bir işaret olduğuna karar verip hemen aldım ve okumaya başladım. Bu arada, sürekli felaket teorileri(2012'de kıyamet kopacak, İlluminati beyinlerimizi yıkayıp hepimizi kontrol edecek...vb.) üreten insanlar olarak hepimiz az çok distopik roman hayranıyızdır ya da olmak üzereyizdir gibi geliyor bana. Benden söylemesi...

   5 YORUM
1-Öncelikle, yazarın geçmişini okuyup(siz de okuyunca eminim daha iyi anlarsınız) bu kitabın devlet yönetimleri hakkında oldukça bilgisi olan biri tarafından yazılmasını öğrenmek beni fazlasıyla etkiledi. Yazar, oturduğu yerden böyle bir kurgu girişiminde bulunmuyor, deneyimlerinin getirdiği bilgi birikimi ve tecrübeyle adeta bizleri olası felaketlere karşı uyarıyor. Tabi böyle bir yaşamdan memnun kalacaksanız o ayrı...

2-Bir zamanlar bizde BBG(biri bizi gözetliyor) evi vardı hatırlarsanız. İşte onun orijinali Amerika'da Big Brother olarak biliniyor. Yani büyük birader anlamında. Şimdi nereye bağlayacağımı merak ediyorsanız okumaya devam edin. Bu kitapta devlet tüm halkı ayrı ayrı izlemek için her eve, işyerlerine ve sokaklara kameralar, mikrofon ve hoparlörler yerleştirmiş ve Büyük Birader'in herkesi izlediğini söyleyip olası isyan çıkarma ihtimalini vs. imkansız kılmıştır. Yani anlayacağınız, bu yapmacık BBG formatının isim babası George Orwell'dir. Kendisinin mezarda kemikleri sızlamıyordur umarım.

3-Yazarın kurduğu dünya öyle tasarlanmış ki hiçbir kör nokta bulamıyorsunuz. Tüm tarih kitapları ya yok edilmiş ya da değiştirilmiş, konuşulan dil değiştirilip halk iyice geçmişten koparılmış, devletin başkanının verdiği demeçlerde ileride hatalı bir söylem tespit edilirse devletin yetkili kolları yine bu hataları düzeltiyor ve halkın beyni öyle bir yıkanıyor ki bunlara karşı çıkacak iradeye sahip olamıyorlar. Bu iradeye sahip olanlar da zaten Büyük Birader(bizim BBG'ciler) tarafından, fazla ileri gidemeden yakalanıp yoğun bir beyin yıkama seansına maruz bırakılıyorlar ya da...(anladınız siz onu)

4-Tüm yazdıklarım biraz fazla siyasi gelebilir; ama kitap özünde aşırı siyasi, sıkıcı bir kitap değil. Aksine  harika bir hikayesi ve kurgusu var ve çoğu kitabın yapamadığını başarıp okuyucularını düşünmeye sevk ediyor. İleri görüşlü yazarın bu distopyasını günümüzle karşılaştırdığımızda bu 2 dünya arasındaki tüm bu benzerliklerden korkup özgür irademizin ne kadarını kullanabildiğimizi kendi kendimize sorgulamaya başlıyoruz ve ileride karşılaşabileceğimiz olası bir totaliter rejime karşı kendi payımıza düşen direnişi şimdiden gösteriyoruz.

5-Kitaba bu kadar yüksek puan vermeme gelince... Bu kitap öyle bir farkındalık yarattı ki bende; artık çevremdeki olaylara daha farklı bakmaya başladım, verdiğim kararların farkında olmadan başkalarının el altından dayatmalarıyla verilmiş kararlar olup olmadığını sorgulamaya, ne kadar bağımsız hareket edip etmediğimi keşfetmeye başladım. Artık "kitap" deyince aklıma ilk gelen 1984 oldu ve herkese tavsiye etmeye başladım. Size de tavsiye ederim...

LinkWithin